top of page

BOŞ BİR PETEK, SİVRİ BİR İĞNE: BİR KİMLİK KARMAŞASI MESELESİ

10 Eyl
2 dakikada okunur

"Kimliğini yitiren bir arının dünyaya bıraktığı tek iz etrafa savrulan bir iğnenin kısır etkisidir. "


Doğa, her canlıya varoluşunun gayesini ve sınırlarını fısıldar fakat mecazlar deryasında yüzen bazı zihinler, zaman zaman bu kadim fısıltıyı yanlış yorumlayabilir ve varoluş gayesinden uzak, özlerinde yer alan sınırların ötesinde bir arayışa yönelirler. Herkesin hayranlıkla izlediği, renkli kanatlarıyla rüzgâra tutunan kelebek, estetiğin ve zarafetin simgesidir. Çiçekten çiçeğe süzülür, geçici lâkin göz alıcı bir ihtişamla ömrünü tamamlar. Arı ise çalışmanın, üretmenin, emeğin ve disiplinin simgesidir; rengi sadedir, işi ağırdır. Fakat bir gün arılardan biri, başkalarının alkış seslerine aldanıp kelebek olmayı arzu ederse işte o vakit hüzünlü bir kimlik karmaşası aşikar olur.



Kendini kelebek zanneden arı, özündeki o kadim bal yapma tutkusundan yararlanıp bal üretme işini terk eder. Kanatlarına yabancı tozlar bulaştırırır, gösterişli uçuşlar denemeye başlar. Oysa yapısı, ağırlığı ve ruhu buna uygun değildir. Ne kelebeğin hafifliğine kavuşabilir ne de kendi gerçekliğini koruyabilir. Tam da Montaigne'in dediği gibi: "İnsanın en büyük felaketi, kendinden başka biri olmaya özenmesidir." Kendi özünü inkar ettiği bu yolda, kovanın sessiz ve bereketli düzeninden uzaklaşır. Niyetinde kendi nasibini tüketir, şifa kaynağı olan o altın sarısı balı da ortaya koyamayacağı için kimseye de faydalı bir iş ortaya koymamış olur. Üretmenin huzurundan mahrum kalan, varoluş gayesinden uzak bu kimliksiz duruş kısa sürede derin bir boşluğa dönüşür.


Üretememenin ve kendi gerçeğine yabancılaşmanın getirdiği o sessiz öfke, en nihayetinde savunmasız bir hırçınlığa evrilir. Kendi potansiyelini yanlış yerde harcayan, ortaya somut bir eser koyamadığı için içten içe kuruyan o arı; etrafa balmumu değil korku ve huzursuzluk saçmaya başlar. Üretememenin yarattığı acziyeti örtbas etmek için iğnesini o yana bu yana sallar.



Herkese, her şeye saldırması aslında kendi varoluş sancısının, kendi özüne yabancılaşmasının dışa vurumundan başka bir şey değildir. Bu durum, Erich Fromm'un o çarpıcı tespitini hatırlatır: "Üretme gücünden yoksun olan insan, yıkma gücünü kullanmaya başlar."


Hayat çoğu zaman böyledir. Başkalarının alkışladığı kelebeklere imrenip kendi arılığımızı, yani üretkenliğimizi, emeğimizi ve gerçeğimizi unuttuğumuz anlarda başlar asıl trajedimiz. Başkasının bahçesinde kelebek olmaya çalışırken kendi kovanımızda üretemezsek ömrümüzü anlamsız bir savunmayla, iğnemizi boşa savurarak tüketiriz. Oysa nedir asıl mesele: Erdemli olmaktır ve erdem, özü kaybedip başkasının kanatlarının altında kaybolarak iğneyi saldırmak için kullanmak değil bal üretmek için kullanabilmektir.


Yorumlar


ABONE OL

Bizden ve gündemdeki önemli gelişmelerden haberdar olmak ve bize destek olmak için abone olmanızı tavsiye ediyoruz. Bizim için aramızda olmanız önemli.

  • facebook
  • Instagram
  • Twitter
  • youtube

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

©2020, Bu site Büşra ERDEM ÇAL tarafından büyük bir özveri ile sizin için kurulmuştur.

bottom of page