top of page

FISILTILARIN İNFAZI: GIYBETİN VE İKİYÜZLÜLÜĞÜN PSİKOLOJİSİ

5 gün önce
2 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 2 gün önce

“Yüze gülüp arkadan kuyu kazanlar, kendi vicdanlarının mezarını kendi elleriyle kazarlar.”


İnsan, toplumsal bir varlık olarak kelimelerle inşa eder dünyasını. Ancak aynı kelimeler, bazen birer tuğla olmaktan çıkar ve ardına saklanılan zehirli oklarca birer yıkım aracına dönüşür. Dedikodu, yani inancımızdaki adıyla gıybet, insanlığın en eski ve en sinsi illetlerinden biridir. Yüz yüze gelindiğinde takınılan yapmacık tebessümler, sahte samimiyetler ve dostane görünen maskeler; sırt çevrildiği anda yerini en acımasız infazlara bırakır. Suçsuz, günahsız ve sadece işinde gücünde olan nice insan, işte bu iki yüzlü lisanların kurbanı olur.


Gündelik hayatın akışı içerisinde masum bir merakmış gibi başlayan fısıltılar, çığ gibi büyüyen bir iftira mekanizmasına dönüşebilir. Malcolm X’in, "Eğer dikkatli olmazsanız gazeteler mazlumlardan nefret etmenize ve zalimleri sevmenize neden olur." uyarısı, günlük hayattaki dedikodu çarkı için de bire bir geçerlidir. Dedikoduyu çıkaranlar, hedef gösterdikleri kişileri karalayarak kitlelerin zihnini zehirler; mazlumu suçlu, zalimi ise haklı göstermeye çalışırlar. Aslında bu çarkın en büyük yakıtı, başkalarının başarısından duyulan rahatsızlıktır. Kendi hayatındaki durgunluğu veya tatminsizliği aşamayanlar, enerjilerini başkalarının açığını aramakla harcarlar. Bu durum, bireyin kendi iç dünyasındaki zavallılığını dışa vurmasının en net biçimidir; çünkü başkalarının hayatını çekiştirmek, kişinin kendi ruhsal boşluklarını örtme çabasından başka bir şey değildir.


Güven, inşa edilmesi yıllar süren ama yıkılması tek bir fısıltıya bakan kırılgan bir cam gibidir. Dedikodunun zehrinin bulaştığı çevrelerde artık samimiyetten veya dostluktan söz etmek imkansız hale gelir. Herkes bir gün kendi arkasından da benzer şeylerin konuşulabileceği kuşkusuyla yaşar. Bu güvensizlik iklimi, toplumsal huzurun köküne kibrit suyu dökerek insanları yapay bir yalnızlığa mahkûm eder.


Gıybet, ahlaki ve manevi açıdan insan onuruna yöneltilen en ağır saldırılardan biridir. Kur’an-ı Kerim’de Hucurât Suresi’nin 12. ayetinde, “Hiçbiriniz diğerinin gıybetini yapmasın. Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz.” buyrularak bu eylemin sarsıcı ve çirkin boyutu gözler önüne serilmiştir. Çünkü bir insanın yüzüne söylenemeyen sözlerin arkadan dile getirilmesi, dürüstlükten uzaklaşanların sığındığı korkaklıktan başka bir şey değildir.


Gerçek cesaret; doğrudan konuşmayı, yüzleşmeyi ve söylenen sözün sorumluluğunu üstlenmeyi gerektirir.

Atalarımızın “Yerin kulağı var.” sözü, gizli konuşmaların ve haksız fısıltıların aslının er ya da geç açığa çıkacağını anlatır. Gerçekler zaman zaman gecikse de sonunda mutlaka kendine bir yol bulur. Ne var ki bu süreçte pek çok masum insan, söylentiler yüzünden haksızlığa uğrar. Oysa hayat, başkalarının kuyusunu kazmak ve asılsız dedikodularla vakit harcamak için fazlasıyla kısadır.


İki yüzlülüğün ve gıybetin yaygınlaştığı bir dünyada asıl mesele, kulaklarımızı bu zehirli gürültüye ne kadar kapatabildiğimizdir. Çünkü maskelerin ardına saklananlar en nihayetinde kendi küçük hesaplarıyla baş başa kalacaktır; unutulmamalıdır ki başkalarının kuyusunu kazmak için sarf edilen her nefes, en nihayetinde sahibinin kendi sesini boğan derin bir sessizliğe dönüşür.

Yorumlar


ABONE OL

Bizden ve gündemdeki önemli gelişmelerden haberdar olmak ve bize destek olmak için abone olmanızı tavsiye ediyoruz. Bizim için aramızda olmanız önemli.

  • facebook
  • Instagram
  • Twitter
  • youtube

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

©2020, Bu site Büşra ERDEM ÇAL tarafından büyük bir özveri ile sizin için kurulmuştur.

bottom of page